Çorap Söküğü
YAŞAMAK ŞAKAYA GELMEZ
Toprağından, suyundan, havasından mı bilinmez?
Antik dönemlerden mi geliyor?
Beylikler, Osmanlılar döneminde mi oluştu acaba?
Genlerimizde mi var, sonradan mı girdi kanımıza, beynimize bu illet?
Artık orasını, nedenini, niçinini antropologlar, genetik bilimciler aydınlatmalı...
Mersinli demek, her şart ve koşulda “meydan okuyan insan” demek.
Lafı ocağa koydum, kısık ateşte pişirdim, porselen tabakta servis ettim, dumanı üstünde, şimdi soğutmadan sofraya buyurun.

*
Sene 1946, mevsim hazan, 8 Eylül Pazar günlerden...
Mısır Kralı Faruk, yaz aylarında yatıyla çıktığı Akdeniz gezisinde Mersin’e gelir.
Motorla limana çıkar. Belediye Başkanı ve Emniyet Müdürü tarafından karşılanır. İskeleden
Gümrük Meydanı’na kadar adımlar.
Emrine tahsis edilen otomobille şehri gezdikten sonra Tüccar Kulübü’ne geçer, bir süre istirahat eder.
Misafir Kral, Tüccar Kulübü balkonundan sahili izlerken şehir hakkında bilgi aldığı Belediye Başkanı Fuat Morel’e, Mersin’in yetiştirdiği bir pehlivan olduğunu fakat adını hatırlayamadığını söyler.
Kral Faruk’un adını hatırlayamadığı pehlivan, 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları’nda 79 kg. serbestte üçüncülük elde eden; 1937 ve 1940 Balkan Oyunları’nda ise serbest ve grekoromen stilde Türkiye’ye 3 altın madalya kazandıran Mersinli Ahmet’tir.
Mersinli Ahmet’in adı söylenince Kral Faruk, Türkçe konuşmaya başlar ve “Evet Mersinli Ahmet” diye onaylar.
Kral Faruk ile Mersinli Ahmet arasında geçtiği kaydedilen diyaloğa göre:
Kral Faruk, Cihan Pehlivanı Mersinli Ahmet (Kireççi) (1914-1979) ile tanışmak ister. Halkevi Şeref Salonu’nda düzenlenen toplantıda, şampiyon güreşçimizi kucaklar, yanaklarından öper, lafını söyler:
- Merhaba Ahmet, biz seni çok seviyor ve gurur duyuyoruz. Benim de güreşçi olduğumu biliyor musun?
Mersinli Ahmet, “Evet majeste duymuştum” der.
Kral Faruk, yarı şaka yarı ciddi güreş tutmayı önerince pehlivanımız bir an duraklar. Önce gülümser, sonra sözünü sakınmadan şu karşılığı verir:
- Majesteleri, siz Mısır Kralı’sınız. Ben de pehlivanım. Bu güreşi ciddiye alırım, şakam yoktur!
Kral Faruk, Ahmet Pehlivanın sırtını sıvazlar, lafı bağlar:
- Aferin şampiyon, senin çok mert ve dürüst bir insan olduğunu biliyordum, bir daha inandım.
Yarı şaka yarı ciddi söz düellosu, güreş minderine varmadan tatlıya bağlanır.
Bu ziyaretten iki yıl sonra, Mersinli Ahmet, 1948 Londra Olimpiyat Oyunları’nda şampiyon olur.
*
Akrep yelkovanı kovalar ya da yelkovan akrepi.
Günler ayları...
Aylar yılları kovalar.
Mevsim güz, mevsim sonbahar, mevsim yine hazandır. Aylardan kasım, tam da narların hasat vaktidir.
Mersin Büyükşehir Belediyesi Kasım Ayı Meclis Toplantısı’nın 1. Birleşimi Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer yönetiminde yapılmaktadır.
Toplantıya metro ve hafif raylı sistem tartışmaları damga vurmuştur.
Ceketi, gömleği kılıç gibi ütülü muhalif hatip, oturumu yöneten Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’e seslenir:
“Yanlış anladıysak düzeltmenizi istiyorum. Metrodan vazgeçilip hafif raylı sisteme dönüldüğüne ilişkin bir şey anladık. Doğru değilse düzeltin. Tekrar söylüyorum. Eğer bu doğru ise yani metrodan vazgeçildi ve hafif raylı sisteme dönüldü ise ‘Tren gelir hoş gelir’ diye türkülerle başlamış olduğumuz metro projesinde geri adım atıldı.”
Böyle böyle demekteyken...
Sözünün sonunu getiremez muhalif hatip.
Vahap Seçer, en “Tarsusi” en Mersinli hâliyle kükrer:

“(…) Uyarmak zorundayım.
Eğer şamata istiyorsanız şamatanın en kralını yaparız.
Eğer laf gönderme, kol bükme istiyorsanız en kralını yaparız o konuda da antrenmanlıyız. (…) Herhangi bir şey iptal edilmedi. Tren gelir hoş gelirmiş(!)
Ben bu meclisi yönetirken her kurduğum cümleyi, kelimeyi itinayla seçiyorum, sizden de bunu bekliyorum, ölçülü olalım.”
*
Bunda şaşıracak, garipsenecek bir şey yok.
Ne de olsa, “Bize Mersinli derler!”
Öteden beri yazıyor, söylüyoruz: Bu topraklar sadece sebze meyve yetiştirilen topraklar değildir.
Öteden beri yazıyor, söylüyoruz: Mersinli demek, “meydan okuyan insan” demektir.
Mersinli Ahmet de, Vahap Seçer de bu toprakların adamıdır.
Bu toprakların adamı ölçüsüz konuşmayı, vezinsiz şakayı ve de kakara kikiri kaldırmaz. Yaşamı ciddiye alır, şakası yoktur.
Nazım Hikmet’in dediği gibi:
- Yaşamak şakaya gelmez. Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.
*
Bitirirken...
Sahi kuzum, ne demişti Vahap Başkan:
- Ben her kurduğum cümleyi, kelimeyi itinayla seçiyorum, sizden de bunu bekliyorum, ölçülü olalım.
Kelimeleri itinayla seçerek yazıyı bitireyim:
- Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ‘Bağımsız Aday’ olma kararımı gözden geçirdim. ‘Sol oylar bölünmesin’ gerekçesiyle, Vahap Başkan lehine adaylıktan çekildiğimi bugünden beyan ediyorum.
Tabandan yükselen dip dalgası lütfen beni anlasın. Vahap Başkan son seçimde ittifak adayına 300 bin oy fark attı. Bana neler yapmaz! Adam mühendis, şakası yok. Adaylığımı ciddiye alır; beni önce toplar, sonra çıkartır, ardından çarpar, sonunda böler. Dört işlemde boy ölçümü alır.
Daha Şebinkarahisar’ı görmemişken yazık değil mi bana!
Aklıma bu deli fikirleri sokan, Güney’in kıdemli yazarı, sayfa komşum Tarsuslu Bülent Ufuk Ateş, düş artık yakamdan. Bekleme yapma. Başka kapıya!
