Çorap Söküğü
Dünde kalan yarın
Mevsim geçişi midir, nedendir?
Mor dağlarıma efkâr yağdı bu aralar.
Beş eşek yükü odun taşımış kadar yorgunum.
Bedenimim, ruhumun bir de hayatın yorgunluğunu alsın diye bazen şiir okuyorum bazen sandığı karıştırıyorum.
Sandıktan çıktı. Bekletmeye gelmez. Soğutmadan okuyun.
*
Katolik okulunda öğrenciler yemek saati gelince yemekhanede sıraya girmiş.
Bakmışlar ki, rahibelerden biri meyve tabağındaki kırmızı elmaların üzerine bir not yapıştırmış:
- Sadece bir tane alın. Tanrı bakıyor!
Notu okuyan afacanlardan biri düşünmüş taşınmış, tatlı tabağındaki çikolatalı kurabiyelerin üzerine şöyle yazmış:
- İstediğiniz kadar alın. Tanrı elmalara bakıyor!
*
Uzun boylu konuşamam.
Laf üstüne laf koymakta, kelime cambazlığı yapmakta cahil kalırım. Ancak aklımın köşesinden, kıyısından bucağından geçenleri söylemezsem kendime haksızlık ederim.
Rüzgâr vurdu, etek savruldu, tabak meydanda: Memleket yangın yeri!
Yurttaşın gündemi yokluk, yoksulluk, aşsızlık, işsizlik. Umut yok hanede.
“İnsan” kılığındaki parazitler, ulu orta voli vurarak dünü çaldı, bugünü çaldı, yarını çaldı, geleceği çaldı.
Yurttaş, aç biilaç.
Yurttaş, iki büklüm; beti benzi kireç kesmiş, perişan...
Yurttaşın beklediği güzel yarınlar ne yazık ki dünden öncesinde kaldı.
Uzatmayayım...
Vaziyet böyle böyleyken amiyane tabirle voli çevirene seslensek mesela:
- Tanrı’dan kork!
Bir yararı olur mu?
Ben ömrühayatımda çalarken Tanrı’dan korkan kimseyi işitmedim.
Görmedim, şahit olmadım.
*
Dönün şimdi yazının ilk paragrafına…
Elmanın yarısı o ise yarısı şu:
- Kurabiyenin lafı mı olur, gelecek çalındıktan sonra?
Kurabiyenin lafı mı olur?
*
“Sözünü yerinde söyle, demiri tavında döv” demişler.
Yazıyı, demiri tavında döven…
Sözü dinlenesi bir şair, Cahit Irgat’ın “İnsan” şiiriyle bitireyim.
“Allah’ı şimdi gördüm
Ağlıyordu.
İki gözü iki çeşme
Elinde fener,
Diyojen’i arıyordu.”
