Çorap Söküğü
Dingo’nun Ahırı
Siyasetçilerin şurup tadındaki, demirhindi şerbeti kıvamındaki konuşmalarını hayli “eğitici” buluyorum.
Eğitici olduğu kadar “öğretici” aynı zamanda.
Bilgim, neşem tazeleniyor.
*
Geçenlerde mesela…
Saatler esmer bir akşam vaktine doğru yol almışken, bir yandan Müslüm Baba’yı dinliyor bir yandan Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki gergin tartışmayı izliyordum.
Toroslar Belediye Başkanımız Abdurrahman Yıldız şöyle ünlüyordu:
- Toroslar Belediyesi’nde birisi altına imza attığımız evrakta bizi yanıltıyorsa, kaçak göçek iş yapıyorsa adamın ciğerini sökerim. Burası Dingo’nun ahırı değil!
Günler geçmesine rağmen vişne şurubu tadında, demirhindi şerbeti kıvamındaki o sözler hâlâ kulağımda çınlıyor. Gece düşümde, gündüz işimde:
- Burası Dingo’nun ahırı değil!
*
Kuş uçar, otomobil uçar ama geçmiş uçup gitmez.
Dipsiz kuyudaki bu söz öbeği kulağıma hiç de yabancı gelmiyor. Vaktiyle yine Büyükşehir Belediye Meclisi oturumunda, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer de serbest vezin, toplumcu şiir ölçüsündeki bu lafı ünlemişti:
- Burası Dingo’nun ahırı değil!
*
Şimdi gelelim yazının öznesine...
Dilimize pelesenk olmuş, ölçüsüz, uyaksız bu kalıbın sıra dışı kahramanı Dingo kimdi, nasıl biriydi?
Açık erişimli kaynaklara soracak olursak…
“Atlı tramvay İstanbul’da ilk kez 1872’de kullanıldı. Şişhane yokuşunda yorulan atlar Taksim’de dinlendirilirdi. Şişhane-Kurtuluş hattında kullanılan en işlek ahır Dingo adındaki bir Rum vatandaş tarafından idare edilmekteydi.
Dingo, kayıtları düzgün tutmamasıyla ve ahıra gelip gidenleri kontrol etmemesiyle nam salmıştı. Karışıklık ve karmaşayı tarif eden deyim, dilimize o günlerde yerleşmeye başladı.”
Nereden nereye...
Şişhane-Kurtuluş hattından Mersin-Toroslar’a…
*
Cicim ayları geçti. Mevsim artık kış.
“İmar planında komisyon kararı değiştirildi” iddiasıyla birlikte Toroslar diyarında artık bir kürdilihicazkâr beste çalıyor. Yakıcı, hüzün verici.
Gidişata, görünüşe göre Toroslar’da bu kış çok sert geçecek. Belki zemheri. Bekleyip göreceğiz.
*
Yazı bitti, bu kadar, herkes yoluna.
De haydi siz Abdurrahman Başkan’ın sözünü düşünedurun, ben varayım içimdeki hicrana.
Lale Müldür kokan ne güzel şiirdir o:
“Sonra belki çay içeriz, şansımız varsa yağmur da yağar.
Damlalara huzur yüklemece oynarız.
Benim damlam seninkini alnından öper.
Güzel şeyler olur belki.
Sen gel bence.”
Bulamazsın benim gibi seveni Tülay.
Sen gel bence.
Gel be!
