Lerzan ÖZGENÇ
Köşe Yazarı
Lerzan ÖZGENÇ
 

SAVAŞSIZ BİR DÜNYA

SAVAŞSIZ BİR DÜNYA Ülkeler, hükûmetler, bloklar ya da bir ülke içerisindeki toplumlar, isyancılar veya milisler gibi büyük gruplar arasında gerçekleşen silahlı çatışmalara Savaş veya harp denir. Savaşlar genellikle dini, millî, siyasi ve ekonomik amaçlara ulaşmak için gerçekleştirilir. Savaşsız yeni bir dünya için çevresel sürdürülebilirlik kritik bir öneme sahiptir. Doğal kaynakların korunması, yeşil enerjiye geçiş ve çevre dostu politikaların benimsenmesi hem barışı koruyacak hem de gelecek nesiller için yaşanabilir bir dünya bırakacaktır. Savaşların insan doğasına dayandırılarak açıklanması, genellikle siyaset felsefesi, psikanaliz, sosyo-biyoloji alanlarında ortaya koyulmuştur. Bu görüşe göre savaşlar temelde insanın bencil ve saldırgan doğasından kaynaklanmaktadır. Savaşların esas nedeni insan doğasıdır, diğer tüm nedenler ikincil önemdedir. Savaşlar fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekolojik travmalara neden olmaktadır. Bir halkın kimliğini, kültürünü yok etmeyi amaçlamak, inançlarına, dillerine, onları özgün yapan değerlerini yok etmeye boyun eğdirmek gibi dayatmalar gözlenmektedir. Savaşsız bir dünya istiyorsak karşılığını vermeliyiz. Herkes barış ister ama yerine getirilmediği sürece istekler sadece lafta kalır. İnsanların daha fazla toprak, güç, hakimiyet istemesi felakete sürüklemektedir. Bu savaşlardan mağlup gelenler bugün Afrika gibi ülkeler olmuştur. Güçlerini kaybetmiş en zor zamanlarını yaşamışlardır. Bugün sömürge altında kalan devletleri de görüyoruz. Savaşlar İnsanların yaşama hakları dahi ellerinden alınarak en zorlu yaşamlarını devam ettirirler. Savaşı önlemek için tüm insanların elini taşın altına koyması gerekiyor. Başta gelişmiş ve güçlü ülkelerin bunu yapması gerekir. İnsanlar daha fazlasını istemezse savaşlar olmadığı gibi tüm dünyayı barış sarar. Bizim yapabileceklerimiz hırslarımıza kapılarak altımızda kalan insanların omuzlarına basmamaktır. Onlarında hakları olduğunu düşünerek hareket edebiliriz. Savaşların önlenmesi bizim başarılarımız sayesinde olur.  Elimizden gelenin başında hoşgörü, güzellik ve anlayış olmalıdır. Biz toplum olarak barış halinde yaşarsak ülkelerin savaşmalarının önüne geçeriz. Bir gelecek için bunların hepsini yapmamız gerekir. Hoşgörü beraberinde barışı getirir. Bugün dünya coğrafyasının büyük kısmında savaş varsa insanların hırsları, hedefleri ve daha çoğunu hayal etmelerindendir. Elindekilerle yetinmeyi bilmeyen insanlara ne anlatırsan anlat fayda etmez. İnsan nüfusu sadece savaşlarda ve ciddi hastalıklarda büyük ölçüde düşmüştür. Evet, savaşlar olmasaydı binlerce yıl daha ileride olurduk medeniyet olarak. Masum insanlar, kadınlar, çocuklar ölüyor. En çokta kadınlarımız ve çocuklarımız açlık sefalet içindeyken mağduriyetlerine göz yumulmakta. Filistin’de, Gazze’de savaş suçları işleniyor. İnsanları sağlıklarına kavuşturmak isteyen hastaneler bombalanıyor. Okular bombalanıyor. Yaşam alanları yok ediliyor. Faşist ve zalim ruhlu yaratıklar insanları katlediyor. Dünya ne yapıyor? Bütün bu olayları seyrediyor. Hatta bir kısım devletleri fillere benzetirsek ezilen çimenlerin yok edilmesi gerektiğini söyleyip katil ruhlu insanları ve devletleri desteklemektedirler. Elbette ki savaşsız bir dünya mümkündür. Dünya da silahsızlanma seferberliği ilan edilerekten... Yer yüzü doğal varlık ve kaynakları adil ve eşit şekilde paylaşılaraktan.. Silaha ve savaşa ayrılan ödeneklerin insanların rahat yaşam sürebilmeleri için beslenmeye, giyinmeye, barınmaya ayrılması çok önemlidir. Bunu sağlayabilirsek dünyada neden savaş olsun ki. Küresel olarak 2025 yılında başlayan Ukrayna, Gazze ve Sudan'daki savaşlar neredeyse üçüncü veya dördüncü yıllarına girecek ve barış görüşmeleri şu ana kadar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Geçtiğimiz yıl ayrıca Doğu Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde çatışmaların tırmanması, Mayıs ayında Hindistan ve Pakistan gibi nükleer güçler arasında kısa süreli bir çatışma ve daha geniş Ortadoğu krizinde önemli bir büyüme yaşandı. En büyük etkiler insan kaybı, acı ve yıkım açısından hissediliyor; 2020'lerde çatışmalarda yüz binlerce insan doğrudan öldürüldü; milyonlarca insan yaralandı, yerinden edildi, yetim kaldı, aç kaldı, istismara uğradı ve travma geçirdi; ve yüksek düzeydeki yıkım, bazı bölgelerin asla tam olarak iyileşemeyeceğini tahmin etmek zor değil. Türkiye’nin 20 Ocak 2017 günü Afrin’e girmesiyle bir kez daha savaşın yoğun olarak konuşulduğu günleri yaşıyoruz. 911 kilometrelik uzun sınırı nedeniyle 2011’de başlayan Suriye’deki savaşın Türkiye’yi etkilememesi mümkün değildi. Keza 1990’da ABD’nin saldırısıyla istikrarsız bir ülke haline gelen Irak’ta IŞİD saldırılarıyla 2014’te başlayan çatışmalar da Türkiye’yi etkiliyor. Azerbaycan ile Ermenistan arasından 1988’den beri süregelen çatışmalar da coğrafi ve siyasi olarak Türkiye’yi etkiliyor. Tabii Türkiye ile PKK arasında süren çatışmalar hem sınırın içinde hem de dışında 1984’ten bugüne sürüyor. Coğrafi ve siyasi yakınlıklar nedeniyle Türkiye’nin gündeminde İsrail-Filistin, Çeçenya, Afganistan, Ukrayna ve belki bir miktar Yemen ve Pakistan’daki savaşlarda yer almakta. Oysa bugün dünya çapında 40’tan fazla bölgede savaş yaşanıyor. Barış için düşmanlığın olmaması anlamında mücadele etmeliyiz. Böylece kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş, uyum, birlik, bütünlük, birlik ve huzur içinde yaşamak mümkün olacaktır. Napolyon'un 1812'de Rusya'yı işgalini ve bu savaşın, özellikle aristokrat çevrelerde yarattığı altüst oluşu, son derece gerçekçi, ayrıntılı ve derinlikli analizlerle yansıtan Rus yazar Levtolstoyun Savaş ve Barış kitabını da okumayanlara hatırlatmak isterim. Dünya genelinde süren savaş ve çatışmaların ne acılar yaşattığını hep birlikte görmekteyiz. Ayrıntılara girmek istemiyorum zaten her saldırı ve savaş ülkemizi de tehdit etmektedir. Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "Yurtta sulh cihanda sulh" sözünü hep hatırlayalım. Hatta III. Dünya Savaşı, en az 1941 yılından beri konuşulmakta. Beşinci nesil savaş, olarak sosyal mühendislik, yanlış bilgilendirme, siber saldırılar ve yapay zekâ ve tamamen otonom sistemler gibi yeni ortaya çıkan teknolojiler gibi kinetik olmayan askeri eylemlerle yürütülecek savaştır. Beşinci nesil savaş, Daniel Abbot tarafından "bilgi ve algı" savaşı olarak tanımlanmıştır. Varsayımsal olarak gelecekte nükleer silahların geliştirilmesi, test edilmesi ya da kullanılması sonucunda gerçekleşeceği düşünülen konuşulan bir dünya savaşı olsa da bütün temennimiz gerçekleşmemesi. Savaşsız huzurlu bir dünyada yaşamak en doğal hakkımız. Atamızın düşüncelerini yazmadan olmazdı. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir". Ben çok iyi anlıyorum ki, insanlık eninde sonunda birleşmeli ve birlikte kardeşçe yaşamalıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Barış düşüncesi de 25 Aralık 1921 de: "Bunun için birleşmeli ve tüm anormalliklere, karşılıklı düşmanlıklara son vermeli ve hepsinden önce bu anormalliklerin sebebi olan insanın insan tarafından sömürülmesi sistemi ortadan kaldırılmalıdır." Diyerek barışın önemini net olarak ifade etmiştir. 26 Nisan 1926’da da: Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyet'imizin dayanağı Türk camiasıdır. Bu camianın fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa o camiaya dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur. Yazımı gene Mustafa Kemal düşmanın 1936 söylemiş olduğu sözleriyle bitiriyorum. "Biz kimsenin düşmanı değiliz. Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız."  
Ekleme Tarihi: 10 Ocak 2026 -Cumartesi

SAVAŞSIZ BİR DÜNYA

SAVAŞSIZ BİR DÜNYA

Ülkeler, hükûmetler, bloklar ya da bir ülke içerisindeki toplumlar, isyancılar veya milisler gibi büyük gruplar arasında gerçekleşen silahlı çatışmalara Savaş veya harp denir. Savaşlar genellikle dini, millî, siyasi ve ekonomik amaçlara ulaşmak için gerçekleştirilir.

Savaşsız yeni bir dünya için çevresel sürdürülebilirlik kritik bir öneme sahiptir. Doğal kaynakların korunması, yeşil enerjiye geçiş ve çevre dostu politikaların benimsenmesi hem barışı koruyacak hem de gelecek nesiller için yaşanabilir bir dünya bırakacaktır.

Savaşların insan doğasına dayandırılarak açıklanması, genellikle siyaset felsefesi, psikanaliz, sosyo-biyoloji alanlarında ortaya koyulmuştur. Bu görüşe göre savaşlar temelde insanın bencil ve saldırgan doğasından kaynaklanmaktadır. Savaşların esas nedeni insan doğasıdır, diğer tüm nedenler ikincil önemdedir.

Savaşlar fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekolojik travmalara neden olmaktadır. Bir halkın kimliğini, kültürünü yok etmeyi amaçlamak, inançlarına, dillerine, onları özgün yapan değerlerini yok etmeye boyun eğdirmek gibi dayatmalar gözlenmektedir.

Savaşsız bir dünya istiyorsak karşılığını vermeliyiz. Herkes barış ister ama yerine getirilmediği sürece istekler sadece lafta kalır. İnsanların daha fazla toprak, güç, hakimiyet istemesi felakete sürüklemektedir.

Bu savaşlardan mağlup gelenler bugün Afrika gibi ülkeler olmuştur. Güçlerini kaybetmiş en zor zamanlarını yaşamışlardır. Bugün sömürge altında kalan devletleri de görüyoruz. Savaşlar İnsanların yaşama hakları dahi ellerinden alınarak en zorlu yaşamlarını devam ettirirler.

Savaşı önlemek için tüm insanların elini taşın altına koyması gerekiyor. Başta gelişmiş ve güçlü ülkelerin bunu yapması gerekir. İnsanlar daha fazlasını istemezse savaşlar olmadığı gibi tüm dünyayı barış sarar. Bizim yapabileceklerimiz hırslarımıza kapılarak altımızda kalan insanların omuzlarına basmamaktır. Onlarında hakları olduğunu düşünerek hareket edebiliriz. Savaşların önlenmesi bizim başarılarımız sayesinde olur.  Elimizden gelenin başında hoşgörü, güzellik ve anlayış olmalıdır. Biz toplum olarak barış halinde yaşarsak ülkelerin savaşmalarının önüne geçeriz. Bir gelecek için bunların hepsini yapmamız gerekir.

Hoşgörü beraberinde barışı getirir. Bugün dünya coğrafyasının büyük kısmında savaş varsa insanların hırsları, hedefleri ve daha çoğunu hayal etmelerindendir. Elindekilerle yetinmeyi bilmeyen insanlara ne anlatırsan anlat fayda etmez. İnsan nüfusu sadece savaşlarda ve ciddi hastalıklarda büyük ölçüde düşmüştür.

Evet, savaşlar olmasaydı binlerce yıl daha ileride olurduk medeniyet olarak.

Masum insanlar, kadınlar, çocuklar ölüyor. En çokta kadınlarımız ve çocuklarımız açlık sefalet içindeyken mağduriyetlerine göz yumulmakta.

Filistin’de, Gazze’de savaş suçları işleniyor. İnsanları sağlıklarına kavuşturmak isteyen hastaneler bombalanıyor. Okular bombalanıyor. Yaşam alanları yok ediliyor. Faşist ve zalim ruhlu yaratıklar insanları katlediyor. Dünya ne yapıyor? Bütün bu olayları seyrediyor. Hatta bir kısım devletleri fillere benzetirsek ezilen çimenlerin yok edilmesi gerektiğini söyleyip katil ruhlu insanları ve devletleri desteklemektedirler.

Elbette ki savaşsız bir dünya mümkündür. Dünya da silahsızlanma seferberliği ilan edilerekten... Yer yüzü doğal varlık ve kaynakları adil ve eşit şekilde paylaşılaraktan..

Silaha ve savaşa ayrılan ödeneklerin insanların rahat yaşam sürebilmeleri için beslenmeye, giyinmeye, barınmaya ayrılması çok önemlidir. Bunu sağlayabilirsek dünyada neden savaş olsun ki.

Küresel olarak 2025 yılında başlayan Ukrayna, Gazze ve Sudan'daki savaşlar neredeyse üçüncü veya dördüncü yıllarına girecek ve barış görüşmeleri şu ana kadar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Geçtiğimiz yıl ayrıca Doğu Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde çatışmaların tırmanması, Mayıs ayında Hindistan ve Pakistan gibi nükleer güçler arasında kısa süreli bir çatışma ve daha geniş Ortadoğu krizinde önemli bir büyüme yaşandı. En büyük etkiler insan kaybı, acı ve yıkım açısından hissediliyor; 2020'lerde çatışmalarda yüz binlerce insan doğrudan öldürüldü; milyonlarca insan yaralandı, yerinden edildi, yetim kaldı, aç kaldı, istismara uğradı ve travma geçirdi; ve yüksek düzeydeki yıkım, bazı bölgelerin asla tam olarak iyileşemeyeceğini tahmin etmek zor değil.

Türkiye’nin 20 Ocak 2017 günü Afrin’e girmesiyle bir kez daha savaşın yoğun olarak konuşulduğu günleri yaşıyoruz. 911 kilometrelik uzun sınırı nedeniyle 2011’de başlayan Suriye’deki savaşın Türkiye’yi etkilememesi mümkün değildi. Keza 1990’da ABD’nin saldırısıyla istikrarsız bir ülke haline gelen Irak’ta IŞİD saldırılarıyla 2014’te başlayan çatışmalar da Türkiye’yi etkiliyor. Azerbaycan ile Ermenistan arasından 1988’den beri süregelen çatışmalar da coğrafi ve siyasi olarak Türkiye’yi etkiliyor. Tabii Türkiye ile PKK arasında süren çatışmalar hem sınırın içinde hem de dışında 1984’ten bugüne sürüyor.

Coğrafi ve siyasi yakınlıklar nedeniyle Türkiye’nin gündeminde İsrail-Filistin, Çeçenya, Afganistan, Ukrayna ve belki bir miktar Yemen ve Pakistan’daki savaşlarda yer almakta. Oysa bugün dünya çapında 40’tan fazla bölgede savaş yaşanıyor.

Barış için düşmanlığın olmaması anlamında mücadele etmeliyiz. Böylece kötülükten, kavgalardan, savaşlardan kurtuluş, uyum, birlik, bütünlük, birlik ve huzur içinde yaşamak mümkün olacaktır.

Napolyon'un 1812'de Rusya'yı işgalini ve bu savaşın, özellikle aristokrat çevrelerde yarattığı altüst oluşu, son derece gerçekçi, ayrıntılı ve derinlikli analizlerle yansıtan Rus yazar Levtolstoyun Savaş ve Barış kitabını da okumayanlara hatırlatmak isterim.

Dünya genelinde süren savaş ve çatışmaların ne acılar yaşattığını hep birlikte görmekteyiz. Ayrıntılara girmek istemiyorum zaten her saldırı ve savaş ülkemizi de tehdit etmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "Yurtta sulh cihanda sulh" sözünü hep hatırlayalım. Hatta III. Dünya Savaşı, en az 1941 yılından beri konuşulmakta.

Beşinci nesil savaş, olarak sosyal mühendislik, yanlış bilgilendirme, siber saldırılar ve yapay zekâ ve tamamen otonom sistemler gibi yeni ortaya çıkan teknolojiler gibi kinetik olmayan askeri eylemlerle yürütülecek savaştır. Beşinci nesil savaş, Daniel Abbot tarafından "bilgi ve algı" savaşı olarak tanımlanmıştır. Varsayımsal olarak gelecekte nükleer silahların geliştirilmesi, test edilmesi ya da kullanılması sonucunda gerçekleşeceği düşünülen konuşulan bir dünya savaşı olsa da bütün temennimiz gerçekleşmemesi. Savaşsız huzurlu bir dünyada yaşamak en doğal hakkımız.

Atamızın düşüncelerini yazmadan olmazdı. Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Lakin millet hayatı tehlikeye maruz kalmıyorsa savaş cinayettir".

Ben çok iyi anlıyorum ki, insanlık eninde sonunda birleşmeli ve birlikte kardeşçe yaşamalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün Barış düşüncesi de 25 Aralık 1921 de:

"Bunun için birleşmeli ve tüm anormalliklere, karşılıklı düşmanlıklara son vermeli ve hepsinden önce bu anormalliklerin sebebi olan insanın insan tarafından sömürülmesi sistemi ortadan kaldırılmalıdır." Diyerek barışın önemini net olarak ifade etmiştir.

26 Nisan 1926’da da:

Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.

Cumhuriyet'imizin dayanağı Türk camiasıdır.

Bu camianın fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa o camiaya dayanan Cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.

Yazımı gene Mustafa Kemal düşmanın 1936 söylemiş olduğu sözleriyle bitiriyorum.

"Biz kimsenin düşmanı değiliz.

Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız."

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.