BİR ÖMÜR BÖYLE GEÇTİ YAYIMLANDI
BİR ÖMÜR BÖYLE GEÇTİ YAYIMLANDI
Rifat Karaduman’ın yakın geçmişe ışık tutan kitabı çıktı. Kurduğu “Taşeli Kültür ve Eğitim Vakfı” ile Taşeli, Silifke Tarihi, Kültürü, İnsanları konularında önemli çalışmalara imza atan Rifat Karaduman’ın kent hafızasından kendi hafızasına uzanan anılarını paylaştığı kitabı Çanakkale’de yayıncılık yapan (Silifke ile ilgili kitapları gönüllü basan) Fahri Göker’in Divit Yayınevi’nce yayımlandı.
Sesimiz Haber Merkezi
Daha önce başladığı ilk cildini yayımladığı Silifke Kentimizin İnsanları adlı kitapta 100 ismi ölümsüzleştiren Rifat Karaduman bu yeni eseriyle ailesi, kendisi, kenti ve çevresi üzerinden sadece Taşeli değil Türkiye’nin yakın geçmişine de ışık tutuyor.
NEDEN YAZMIŞ?
Kitabına yazdığı önsözde Rifat Karaduman şunları söylüyor: “Otobiyografileri, biyografileri ve anıları okudukça bu işin ne kadar önemli olduğunu kavradım. Bir batılının geçmişini ortaçağa, hatta daha eski çağlara kadar götürebildiğini, bizlerin ise 3-4 göbek ancak geriye gidebildiğimizi ve bunun da sözlü kaynaklar olduğunu bilmek bana acı geldi. Ayrıca sözlü olarak nesilden nesile bilgileri taşımanın güçlüğü, hatta imkânsızlığı ortadadır. On yıllar, yüz yıllar geçtikçe bilgi değişime uğrayacağından doğruluğu konusunda şüpheye düşüleceği açıktır. Bilindiği gibi batıda doğan çocuk kilisede vaftiz edildiği ve kayıt altına alındığı için üst soy kimliğini bilmek oldukça kolaydır. Yine batılıların not almaya ve yazmaya merakını biliyoruz. Millet olarak tarihimizle ilgili pek çok bilgiye batılı kaynaklardan ulaşıyor olmamız bunu açıkça gösteriyor. Bizde ise böyle bir kayıt olmadığı için geçmişimizle ilgili ancak Osmanlı devlet yönetiminde görev almış büyüklerimiz varsa o kayıtlardan hareketle bazı bilgilere ulaşabiliyoruz. Yazma alışkanlığı olmayan bir toplum olduğumuz için hepimizin sıkıntı yaşadığı durumlar vardır. Çok nadir olarak bazı büyüklerimiz evlerde asılı Mushafların (Kur’an-ı Kerim’in) kapak altına falan doğum, ölüm gibi tarihleri kayıt etmiş olabilirler. Bunun dışında benim babam, dedem, ninem günlük tutardı, bu günlüklerden çok yararlandım diyeni bu güne kadar ne duydum, ne gördüm.”

ÇOK YÖNLÜ
Öğretmen, gazeteci, yazar, fotoğrafçı, örgütçü, tüccar, kent konseyi başkanı, vakıfçı… gibi bir çok alanda kendini gösteren Rıfat Karaduman bu kitabıyla aslında bir öncülük yapıyor. Bugünü, geçmişi geleceğe taşımak konusunda ilk adımı atıyor. Şöyle diyor Rifat Karaduman: “Araştırmacılık konusunda ilerledikçe, insanlarımızın arkasında belge bırakmadan ölüp gittiklerini gördüm. Varsa yoksa nakil yoluyla sözlü olarak bugüne kadar gelmiş dedi kodular. Sözlü gelenekten yazılı geleneğe geçemeyişimizin eksikliğini geçte olsa kavrıyoruz ama iş işten geçmiş oluyor. Şimdi tek gayem yaşı ilerlemiş insanlarla sohbetlerimi not etmek, mümkün olanlarla sesli, görüntülü söyleşiler yapmak. Bu notlar ve söyleşiler bugün insanların dikkatini çekmese bile bir zaman geldiğinde ne kadar önemli ve kıymetli oldukları anlaşılacaktır. İşte anlatmaya çalıştığım bütün bu sebeplerle insanların kendi hayatı hakkında bir şeyler yazması veya bir yazarın inceleyerek onun hayatını yazması veya günlük tutma alışkanlığı kazanması geleceğe bir şeyler bırakması açısından çok kıymetlidir(…) Sözün özü yazma alışkanlığı edinsek bırakınız geçmişimizi bilmeyi, her insanın hayatından alınacak önemli dersler ve deneyimler olacağı açıktır. Ayrıca buralardan elde edilecek bilgiler, başka kaynaklardan da teyit edilmesi halinde sağlam belgelere dönüşeceğinden çok yararlı eserlerin yazılmasına sebep olacaktır.”
KALAYCILIK ZANAATI
Pazarkaşı, Mersin Öğretmen Okulu, Afyonkarahisar, Mersin, Paris, Silifke hatlarında süren yaşam mücadelesinde yerel, ulusal ve uluslararası ilginç anılar ve gerçekler imbikten geçirilerek bağcıları dövmeden üzüm yediriyor okura. Bir kalaycının oğlu “seçkin” olmayan bir ailenin çocuğunun yani azimli olmanın zaferini anlatan Rıfat Karaduman bu arada yaşadığı haksızlıkları da okurlarıyla paylaşıyor: “Zenginle fakirin bazı konularda arasında yaşam kalitesi bakımından pek fark yoktu. Söz gelimi şehirde su yoktu. Sarnıçlar, kuyular, tulumbalar ve şehrin birkaç yerinde çeşme vardı. Kullanım suları ırmaktan karşılanıyordu. İçtiğimiz su kuyu, sarnıç ve tulumba suyu idi(…) Küçük yaştan itibaren neredeyse dükkânda büyüdüm. “kolunda bir sepet, çilli yüzüyle hep eve bir şeyler getirip götüren” bir çocuk(…) Hiç unutmam herkesin vinleks, fermuarlı (cırcırlı) veya deri çantası vardı. Benimki tahtadan çakılmış bir çantaydı. Öğretmenimin bunu değiştirmem için beni defalarca uyardığını biliyorum. Her uyarılışımda bana cırcırlı çanta alın diye ağlardım evde. Annem “oğlum baban Konya’ya mal almaya gittiğinde alıverecek” derdi. Malum kalaycılık ve bakırcılık yapan babam para biriktikçe ve ihtiyaç oldukça Konya’ya bakır, kalay, nişadır, pamuk ve tuzruhu gibi ihtiyaçları almaya giderdi. Şimdi düşünüyorum da Konya’da vinleks bir çanta iki lira ise Silifke’de de iki buçuk lira olsun. Ama geçim şartları ve kafa yapısı işte. Ben ağlamaya sızlamaya devam ederken bir defasında öğretmen “sana kaç defa söyleyeceğim bununla gelme” diye tahta çantayı kafama vurmuştu. Düşünün yedi yaşında bir çocuğa vuruyor, sanki çantayı almayan benmişim gibi(…) Ama o sevgisiz, anlayışsız, öğretmen bana unutamayacağım bir sarsıntı ve incinme yaşatmıştı. Ve ben ilkokul birinci sınıfta kalmıştım. Yani birinci sınıfı iki senede bitirebilmiştim.
Bu yazıyı duygularımı ekleyerek uzunca yazacaktım. Ama bu kadarına bile ara vererek ağlamak zorunda kaldım ve bu kadar yazabildim.”

BİR GAZETE ARŞİVİNİN YOK OLUŞU
Rifat Karaduman öğretmenliğe Batı’da Afyon’da birlikte okuduğu Lutfi Uğur da Doğu’da Muş’ta başlamış ama yolları hep kesişmiş. Afyon’da ilk evliliğini yapan Karaduman eşini ve doğan çocuğunu aynı zamanda yitirmenin acısını hep yüreğinde taşıyor. Kitap bu acı günlerin izlerini taşıyor. Uğur Mumcu’nun ağabeyi Ceyhun Mumcu ve eşi Naciye Mumcu ile Paris’te yaptığı güzel işler. Silifke’ye dönüşü, Seyhan Hanımla evlenmesi, kızına ölen eşinin adını vermesi, Silifke Gazetesi, Gazete’nin arşivinin SEKA’ya gönderilmesi, kent Konseyi, Yüzyıllık Matbaa’nın parçalanıp hurdaya satılması, güvendiği dağlara karların yağması, dışlanmalar, ihanetler, kendi evladı gibi bakıp büyüttüğü Kızılay’ın bir gecede elinden alınması, bütün olumsuzluklara göğüs gererek bir kentin hafızasını toplamayı başarması 14 kitap, onlarca tez yazımına önayak olması… küllerin, çöplerin arsında yol olmaktan kurtardığı SEKA gibi kurumlardan bir parça, insanlardan bir parça bilgi için telefonla Taşucu'ndan Avustralya’ya kadar kanat çırpması. Tanıdıklarına not da veriyor: “iyi adam”, “it..”
SELAM OLSUN
Sami Gürtürk’ün “Bidilk ve Savaşım Sürüyor adlı kitaplarında anlattığı yaşamın acı ve tatlı akışını sırtlayan Rifat Karaduman da şöyle özetliyor: “Şu anda 73 yaşındayım. Bütün anılarımı yazabildim mi? Elbette hayır. İnsan o kadar çok şey yaşıyor ki, hangisini yazacaksın. Aşık Veysel’in dediği gibi “İki kapılı bir handa gidiyoruz gündüz gece” Nereye gidiyoruz? Sırlar alemine… Niçin gündüz gece gidiyoruz? “Menzile yetişmek için.” Kiminle gidiyoruz? Yalnız başımıza…-Niçin? Çünkü yolculuk var. Kimlere yolculuk var? Kainattaki bütün canlılara?-Yolculuğa hazır mıyız? Yolculuk için azığımızı hazırlamışsak sorun yok… Bizden önce menzile varanlara selam olsun.”
Her gün sabah 8, akşam (kışın 5) yazın güneş batıncaya dek, Vakıf’ta çalışmalarını sürdüren Rifat Karaduman, kendini işe öyle kaptırıyor ki kimi zaman alçılı bacakla, kimi zaman soluk soluğa kaldığı koltukta (acile götürülecek duruma düşene kadar) yemeyi, içmeyi unutarak akan zamandan kurtarabildiklerini biriktirmeye, paylaşma devam ediyor.
www.silifkesesimiz.com olarak, Rifat Karaduman’ı kutluyor, yeni kitabının hayırlı olmasını diliyoruz.

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.