Çorap Söküğü
ANLA ARTIK, ANLA BENİ
Barış Manço diliyle domates, biber, patlıcan ekerdi.
Benim gibi öksüz, yetim, garip ise nerede tümsek görse nane, maydanoz…
“Mersinli Üreticiler Coğrafi İşaretleri Konuşuyor” başlıklı çalıştaya davet edilince, üşenmeyip davete icabet ettim. Maksat benim de bir sözüm olsun. Kazara mazara mikrofon uzatılırsa ‘Her lafın başı Mersin’ babında bir çift sözüm olsun. Ne de olsa üretim şahsi meselem; harfleri ucu ucuna ekleyince ‘kelime’, kelimeleri ardı sıra hizaya çekince ‘cümle’ üretiyorum. Mikrofon uzatan olmadı, ben de konuşmadım. Haliyle lafım buraya kaldı. Şimdi soğutmadan sofraya buyurun.
*
Mersin Büyükşehir Belediyesi ile Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın iş birliğinde düzenlenen üretici buluşmasında, konuşmacıların çıkacağı kürsünün arkasına asılan posterde, Mersin’in coğrafi işaretle tescillenen ürünleri özenle dizilmişti. Tescil almış arkadaşlara en başa yerleştirilen Tarsus’un fındık (bardakaltı) lahmacunu başkanlık yapıyordu. Mersin kan portakalı, Erdemli Lamas limonu, Anamur muzu, Gezende eriği, Silifke yoğurdu ise divan kâtipliği yapıyordu. Hemen belirteyim, saydığım bu arkadaşlar da dâhil olmak üzere Mersin’in coğrafi işaret almış 24 ürünü bulunuyor: Mersin cezeryesi, Tarsus beyazı üzümü, Silifke çileği, Mut kayısısı, Tarsus şalgamı, Mersin kerebici, Mersin tantunisi. Hepsini sayamam, yerim dar. Siz de biraz araştırmacı okur olun kuzum. Bakınız, soruşturunuz.
*
Kürsüye ilk önce mahallenin delikanlısı, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hakan Sefa Çakır çıktı. Çakır özetle, coğrafi işaretin ürüne marka değeri, üreticiye para, tüketiciye ise algıda seçicilik kazandırdığına işaret etti. Çakır’ın her söylediğini yazamam, yerim dar. Ve diğer ve diğer, vesaire…
*
Sonra ‘esas adam’ çıktı sahneye…
Türk sinemasında, Yeşilçam’da Ayhan Işık neyse; sosyal belediyecilikte, Mersin siyasetinde, Türkiye belediyelerinde Vahap Seçer o işte!
Seçer; iki yüz yıl önce küçük bir balıkçı köyü olan Mersin’in günümüzde Türkiye’nin lojistik ve ihracat kapısı olduğuna…
Ortadoğu, Avrupa, Afrika ve Asya’nın kesişim noktasında bulunduğuna…
Başlı başına bir cazibe merkezi olmasının ötesinde stratejik konumuyla Mersin’in ‘kilit şehir’ gerçekliğine işaret etti.
Birebir, art arda böyle demediyse de Seçer, ağzından dökülen sözcüklerin bütün yolları ve rotası anlattığım tümceye çıkıyordu.
*
Sonra, başka, daha…
Her lafın başında ‘Mersin’, iki lafın arasında ‘coğrafi işaret’ diyen Vahap Seçer’in ağzından dökülenler için şuracığa bir işaret açayım, tırnak işareti:
“Mersin, 2026 dünyasında bir kültürel mozaik… Birçok kültürün aynı potada eridiği, müthiş bir sinerji ve huzur ortamı yarattığı bir renk cümbüşü…
Yörük kültürü de burada. Arap kültürü de burada. Kürt kültürü de burada. Balkan kültürü, Kafkas kültürü burada… İşte bütün bunlar zengin bir gastronomi yaratıyor. Dünyanın en değerli mikroklima iklimine, dünyanın en değerli topraklarına sahibiz. Dünyanın pazar değeri yüksek ürünlerinin ana vatanı bu bölge, burası Mezopotamya. Toros Dağları’na çıkın, dünyanın birçok yerinde olmayan endemik bitkiler görürsünüz. Anamur muzunuz var, kabul ediyorum. Tarsus beyaz üzümünüz var, kabul ediyorum. Tarsus inciriniz var, kara incir. Ya da Mut zeytininiz var. Mut kayısınız var. Her şey güzel, her şey var ama sadece üretmekle olmuyor. Buna bir değer katmak, bir hikâye yazmak gerekiyor. Nedir bu hikâye? Dünyanın her pazarında satılan ürünlerimizin bu bölgeye ait olduğu gerçeğini tüketicilere sunmak ve cazibeli ürün haline getirmek. Mersin'de 24 coğrafi işaret tescili olan ürün var, neden 124 olmasın?”
*
Her lafın başında ‘Mersin’, iki lafın arasında ‘coğrafi işaret’ diyen Vahap Seçer, konuşmasının sonunda ünlem işaretiyle biten bir söz demeti bıraktı üreticilere:
“Üretimin değerini biliyoruz. Alın terinin, helal kazancının ne olduğunu gayet iyi biliyoruz. Bizim için önemli olan alın teri. Birlikte çalışacağız. Mersin'i çok daha iyi yerlere getireceğiz. Buna olan inancım fazladır. Onun için çok çalışıyoruz. Daha fazla çalışacağız. Daha hevesle çalışacağız. Yeter ki inanalım, birbirimizi sevelim, birbirimizi sayalım. Birlik, beraberlik içerisinde olalım.”
*
Sonra, başka, daha…
Vahap Seçer’in, akademisyenlerin, üreticilerin söylediklerini bana ayrılan bu köşeye sığdıramam, yerim dar. Kim? Daha, başka ne söylemiş? Bakınız “Mersin’in Değerlerini Açığa Çıkarmamız Gerekiyor” başlıklı haberin satır aralarına.
*
E, sonra!
Toplantıda divan kâtipliği yapan, coğrafi işaretle tescillenmiş ‘Silifke’nin Yoğurdu’ beyefendiden müsaade istedim.
Sonra, “Sen türkümüzü söyle Canaran” dedim, gazeteye yürüdüm.
Zaten iyi ki türküler, iyi ki şarkılar var. Yoksa çekilir mi bayat ekmekten de bayat bu hayat, bu meslek!
E, sonra!
Bu bir duygudur böyle, yüreğimin sesine kulak ver ve dinle Tülay:
“Silifke’nin yoğurdu
Ah seni kimler doğurdu?
Seni doğuran ana
Balınan mı yoğurdu?”
*
E, sonra!
Yazı bitti. Anla artık, anla beni Tülay:
- Yeter ki inanalım, birbirimizi sevelim, birbirimizi sayalım. Birlik, beraberlik içerisinde olalım.
