Kaynar Kurban
Aytaç KURTUBA
Köşe Yazarı
Aytaç KURTUBA
 

Hatay - Deprem Bölgesine 3. Yolculuk

Hatay - Deprem Bölgesine 3. Yolculuk   Duygularım Darmadağın... Sözü uzattığımı biliyorum, sanırım uzatmayı da seviyorum... Gerçekten bunca yazıyı neden yazıyorum ki... Orada yaşananlara tanık olduğum ölçüde, depremin dokunsal etkileri ile duygusal yanlarını doğrudan edinip okuyucuya doğru düzgün aktarmak benim için çok önemli, çok değerli... Belki de kendi yaşamımın anlamını bulmak için yaşamını yitirenlerin izlerine dokunmak üzere bu gidişlerim... Acıya tanık olmak, acıya ortak olmak... Acıya ortak olmadan onu nasıl tanımlayabilirdim ki... O tanıklık için çıktım yollara, geliyorum... Biliyorum; orada sıcak evinin altında kalıp birden bire ölmeyi, göçük altında günlerce soğuk yiye yiye beklerken üşüyerek yaşamını yitirmeyi, kolu bacağı koparak yaralanmayı, yakınlarının sesleri gün gün kesilip işitilmez olurken günlerce bekleyip kurtarılmayı, kazma kürek artı yürek tanımadığın birilerini kurtarmayı, sağ çıkıp kurtulmayı, kurtulduğuna sevinememeyi, başka bir yerde ölüp yitmeyi, kimsenin bilmediği yerlere topluca gömülmeyi, çığlıkları, sessizlikleri, beklentisiz beklemeleri, elleri boş dönmeleri, yakını kalmayıp umudu tükenenleri, kimsesiz kalmış çocukları bebekleri, başka yere göç edip başka bir başlangıç için umuda gidenleri, birbirinden ayrı bu yüz binlerce tanıklığı anlamak, anlatmak öyle büyük bir yetersizlik ki... Günler geçti, bir ay bitti... Ölüp yitirilenler gönüllerden uğurlanıp acı içinde yolcu edildi... Onlardan geriye ne yürüdükleri sokaklar, ne oturdukları evler, ne konuşup güldükleri odalar, ne kullandıkları eşyalar kalabildi... Tümü bir buçuk dakikada yıkılıp yok oldu, yerle bir olup toza toprağa bulandı... Ayakta kalan, duvarları çatlayıp patlamış on binlerce konut ise ıssızlaşan kentlerin içinde yıkılmak üzere sırasını beklemekte... Kentlerde yaşayan artık kimse yok... Evlerin pencerelerinden boş sokaklara perdeler uçuşuyor... Sokaklara saçılmış yüz binlerce mutlu gün anısı görüntü rengini yitirmiş, çöp içinde kalmış olarak yolarda yürüyen birileri olursa ancak onlara göz kırpıyor... Kimdi bu kişiler, şimdi yaşıyorlar mı ki? İçlerinden kaç kişi sağ, kaç kişi ölmüştür ki... Vah vah, bu nasıl bir yıkım, bu nasıl bir ıssızlık, bu nasıl bir kimsesizlik, bu nasıl bir yok oluş böyle... Birdenbire bir kent topluca yaşamın öte yüzüne göç etti sanki... Yalnızca bir buçuk dakikada... Bu denli kırılgan mıymış yaşam... Bu denli ayakta duramayacak düzeyde gevrek miymiş uygarlığın geldiği yer... Artık arama kurtarma yok, yaşayan bulmak için umut yok... Depremin Öncesi... Neredeyse yaz sıcaklarının bir türlü çekip gitmediği, denize bile girilebilen olağandışı kış ayları yaşanmaktayken 2022 yılından 2023 yılına girmiş olduk... Yeni yılla birlikte sıcaklar yine sürmekteydi... Ocak ayının ancak son çeyreğine gelindiğinde Doğu Anadolu'da Erzurum ile Kars kentinde beklenen kar yağışı görülecek, aylar öncesi karla kaplanması gereken kentler soğuk örtüsüne sarılıp kışına bürünecekti... Sonunda yolu gözlenen, beklenen soğuklar gelmişti, gelmişti ancak neredeyse yağışsız ayaz bir soğuk kendini göstermişti... İlk ay böyle kuru ayaz geçilmiş, ikinci ayın soğuk süren ilk günlerinde gönüllerde yağış düşlenmekteydi... Ne mutlu ki hafta sonu bazı illere kar düştü sonunda... Deprem Süreci... 6 Şubat, pazar gününü pazartesiye bağlayan gece gök yüzü bulutlanmış uzaklarda şimşekler çakmaktaydı... Gecenin bir yarısı geçilmiş, tan yeri ağarmadan önce derin uykular çekilmekteyken birden homurdanan yer titreyip sallanmış, karanlığı yırtıp atan ışımalar yerden göğe, gökten yerin altına doğru yükselip inmeye başlamıştı... Saat 04 geçilirken başlayan 7.5 gücünü aşan bu yer sarsıntısı, Türkiye'nin yarısını uykusundan uyandırırken, yalnızca 1 buçuk dakika içinde 11 ilde yüz binlerce evi yıkmış, on binlerce kişinin yatağında ölümüne neden olmuştu... Gaziantep İli içinde Nurdağı ile Şehitkamil İlçeleri arasındaki kırsal alanda odak konumu saptanan bu ilk deprem, toplam uzunluğu en az 320 km olan iki ana yer kabuğunun birbirini itmesi sonucu oluşmuştu... Elazığ ile Diyarbakır arasında doğu ucu görünen bu yer kırığı, Malatya'nın güneyinden Adıyaman'ın kuzeyinden geçip Kahramanmaraş'a, oradan Gaziantep'in batı topraklarına, oradan da Osmaniye'nin doğusundan Hatay İlinin ortasına varmaktaydı... İşte bu kırılma çizgisi üzerindeki iller ile yakın çevresindeki Adana, Kilis, Halep, İdlib, Hama illerinde büyük yıkımlar oluşmuştu...  İlk depremin etkisini görmek için günün aydınlanması beklenirken öğlen olunca bu kez ikinci bir büyük depremin, Kahramanmaraş'ın Elbistan İlçesi güneyinde kalan Ekincik İlçesi'nde odak konumu saptanmış, gücü yine ilk depremde olduğu gibi en az 7,5 gücünde ölçülmüştü... Depremi Nasıl Algıladık... İlk gün yaşanan iki büyük bağımsız deprem, kuşkusuz birbirini tetikleyen bir sürecin iki ayrı yansımasıydı... Yaşanan bu depremlere tanık olana değin edindiğimiz deneyim, daha önce tek bir ilde tek bir deprem olduğunu öğrenmek üzerine kuruluyken burada sayısı onu aşkın ilde depremlerin yıkım oluşturduğunu öğrenmemiz sonucunda nereye bakacağımızı, hangi ile odaklanacağımızı şaşırmış durumdaydık... İlk gelen görüntüler Diyarbakır derken ardından Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Malatya anılmaya başlandı... Duyduğumuz illerin sayısı arttıkça ağzımız açık kalmaktaydı... Oysa ki yolların çöküp ulaşım ile iletişimin kesildiği bir kaç il varmış en önemli sırada... Onların adını sonradan duymamızın nedeni ise artık ulaşılamaz durumda olmalarıymış... Kahramanmaraş'ı duymaya başladık, ardından Hatay'ı... İki gün sonra Adıyaman'ı... Gerçek gün geçtikçe ortaya çıkıyordu... Yollar onarıldıkça, arama kurtarma çalışanları kentlere ulaştıkça durumun gerçek yüzünü öğrenmeye başlıyorduk... Ortalık savaş alanı olsa böyle olamazdı sanırım... Bir yıldır Rusya ile Ukrayna arasında olan savaş, on yılı aşkındır Suriye'de süren savaşın yıkımını bir buçuk dakikada Türkiye'de on il birden yaşamıştı... Yeri, göğü, onların arasındakileri, bilip bilemediğimiz kat kat evreni, evre evre oluşturup sürdürülen yaşamları, bu uçsuz bucaksızlık içinde bir toz değerinde küçücük olup içinde yaşadığımız bize koskoca gelen yeryüzünü var eden Yüce Yaradan'ın gücü ile boy ölçüşülebilir miydi? Evren içinde ancak bir toz olan, üzerinde yaşadığımız yeryüzünü kaplayan yer kabuklarının küçük bir kesitinin kırılması bizi nasıl dizlerimizin üzerine çökertmişti böyle... Deprem Eşitlenmesi... Kentlerimizin en güzel yerleri varlıklı kesimin çok katlı yapılarıyla dolup taşarken, kentlerin dışına itilmiş yoksul kesim gecekondularda yaşamaktaydı... Salgın dönemiyle iyice bozulan gelir dengesi sonucunda, kendi evi olmayanların, evi olanlara ödedikleri aylık tutarlar artık dudak uçuklatmaktaydı... Türk, Kürt derken son on yılda ülkemizde yaşama tutunma çabasında olup sürekli aşağılanan Suriyeliler de tüm toplumla birlikte bu depremde yıkım altında kalmıştı... Ülkemizi, Ortadoğu'yu kan gölüne çevirmek için kullananlar, bizi birbirimizi aşağılar duruma getirip bırakanlar, şimdi bir arada yıkıntılar altında kalışımıza tanık oluyorlardı... Bir çok yerde yaşananları anlamlandırmak için kullanılan şu söz nasıl da gerçeği yansıtıyor; Daha düne değin evlerinin aylık ödemesini yükseltmek isteyen acımasız varlıklı kişiler ile evi tutacak olan yoksul kişiler şimdi birlikte evsiz barksız kalmış, yine birlikte yaktıkları ateşin çevresine oturmuş ısınmaya çalışıyorlardı... Hangimizin hangimizden üstünlüğü vardı ki bu bir buçuk dakika süren deprem ile böylesine eşitleniverdik, bir yıkımla eşit olduğumuzu öğreniverdik... Öğrendiysek ne büyük kazanç, ya bu yıkım yaşanmasına karşın daha öğrenmeyenler... Haydi el ele verelim birlikte kalkalım kentlerin yıkımının, toplumsal yıkımların altından... Deprem Bölgesi... Böylesi büyük bir yıkımın olabileceğini kim bilebilirdi ki... Tek bir il değil... Bu alan öylesine büyük ki Hollanda ile Belçika'nın ikisini bir araya getirsek onlardan çok daha büyük yer kaplıyor... Bu alan, Portekiz'den, Bulgaristan'dan da büyük... Yunanistan'ın tüm topraklarının depremde yıkım gördüğünü düşünün... Öylesine büyük bir deprem ki belki son 2000 yılda bir iki örneği ancak yaşanmıştır...Kim bilir... Depremin ilk günü tüm ülkemiz, bu 11 ilden gelecek bilgilerle neler yaşandığını anlamaya çalışırken, ilk üç gün kamu olsun toplum olsun ne olduğunu anlamaya çalışıp ne yapılması gerektiği konusunda şaşkınlık içinde kalmıştı... Böylesine uzunlukta bir yer kabuğu kırığının sarsınım göstermesi ile oluşan böylesine büyük depremlerin yaşanması yakın geçmişte yeryüzünde görülmemiş bir olaydı... Son yirmi yılda Endonezya ile Japonya'da deniz taşkınlarının görüldüğü büyük depremler olmuştu ancak karada kentleri yerle bir eden böylesi bir deprem ardışığı yaşanıp deneyimlenmemişti... Eski Depremlere Bakış... Ülkemiz üç ana yerkabuğu kesitinin buluştuğu topraklar üzerinde yer almaktadır... Arabistan ile Anadolu-Avrasya kabuklarının kesişim çizgisi Doğu Anadolu fayı olarak adlandırılıp bu kırık Hatay'a değin inmektedir... Buraya gelindiğinde ise bir üçüncü yerkabuğu olarak Afrika kabuğunun da kesişimi Hatay dolayına sokulmuş olur... Antakya dolayında yakın yüzyıl geçmiş olarak 1822 yılında, Adana-Ceyhan-Kahramanmaraş bütününde 1855 yılında, Türkoğlu dolayında 1873, Hazar Gölü dolayında 1866, Malatya dolayında 1893 yıllarında 7 gücü ile üzerinde depremler yaşanmıştır. Çok daha eski çağlara bakacak olursak, yazılı kaynaklardan toplanan bilgilere göre Adana-Ceyhan-Kahramanmaraş bölgesinde 290, 517, 561, 1114, 1514 yıllarında oluşan depremler 200 yıl ile 500 yıl arasında süreç salınımı veren aralıklarla depremler olacağını göstermektedir... Çok daha yakın geçmişimizde ise 22 Ocak 1997'de Hatay'da, 27 Haziran 1998 günü Ceyhan'da orta güçte sarsıntı oluşturan depremler yaşanmıştır... Deprem Öncesi Hatay... Hatay, 5867 km2 genişlikte olup, ülkemiz topraklarına 1939 yılında katılmış, en güney ilimiz durumundadır... 2021 yılı bilgilerine göre il toprakları içinde 1.670.000 kişi yaşamaktaydı... Hatay adını ortaya ilk kez atan Siirtli İsmail Müştak Mayakon, bu adın Çin'in kuzeyinde yaşayıp bu yöreye gelen Türk Boylarının adı olduğu savını yazmıştır... Bir başka etken görüş olarak öne sürülen sav ise Büyük Hitit ülkesine bağlı küçük bir beylik olan Hattena'nın bu yörede oluşu olarak belirtilmiştir... Antakya, yaklaşık 2300 yıl önce Büyük İskender'in ölümünden sonra komutanları arasında bölüşülen topraklardan Büyük Suriye ülkesinin başına geçen Selefkos Nikator'un kurduğu bir kenttir... Komutan Selefkos, kurduğu bu kente babası Antiokos'un adını vermiştir... Hatay'da Şimdi ki Durum... Deprem yaşanan illeri gezen az sayıdaki kişi, yıkımın boyutlarını gerçek açıdan değerlendirip doğru oranda bilgi verebilir... Bu bakımdan Gaziantep, Kahramanmaraş, Hatay'a yaptığımız üç ayrı yardım yolculukları doğru karşılaştırma açısından çok önemli... Deprem illerinde ilk üç gün, ilk yedi gün, ilk on gün aşamaları algısal olarak arama kurtarma çalışmalarından giderek sönükleşen beklentiler oluştururken, sonrası artık yıkım sürecini kaldırma olarak ortaya çıkmaktaydı... Yardım yolculukları dolayısıyla gittiğimiz alanda en büyük yıkım kuşkusuz Hatay İl kenti olan Antakya'da gerçekleşmişti... Eskiden Hatay, il adıyken ilin yönetildiği kent ise Antakya idi... Artık ilin yönetim kenti de Hatay olarak adlandırılıp büyük kent içini oluşturan ilçeler ise bu kez Antakya ile Defne olarak adlandırılmakta... Gittik gördük, dört gün Hatay içinde yardım konusunda değişik yerlerde çalışmalar yürüttük... Antakya kent olarak bu depremde tümüyle yaşanmaz duruma gelen tek kent... Kentte çöküp yerle bir olan çok katlı yüzlerce konutun dışında, ayakta kalan diğer yüzlerce konut ise etkili bir artçı ile kendi kendine yıkılmak üzere sonunu beklemekte... İlk depremin üzerinden 1 ay geçti... Antakya kent içinde depremlerle çöküp yere inmemiş neredeyse diğer tüm yapılar, bundan sonra iş gereçleriyle yıkılmak üzere sırasını bekliyor... Kentin içinde yaşayan Antakyalı neredeyse artık kalmamış durumda, yalnızca binecek aracı yada gidecek yakını olmayan çok yoksul kesim, kentin dışında bir kaç yere serpilip oluşturulan çadır kurulum alanlarında barındırılmakta... Kent, tek sözcükle terk edilmiş durumda... Kente yakın konumda olan Samandağ, Kırıkhan ilçeleri ile kıyıdaki İskenderun gidip gördüğümüz, yardım çalışmalarına katıldığımız yerler olup buralarda da etkili bir yıkım kendini göstermekteydi... Deprem sonrası ilk bir ay süreci geçilirken olumsuz etkilenen 10 ilden oluşan bölgeden dış illere en az 3 milyon kişinin göç ettiği bilgisi verilmiştir... Bu sayının tümüne yakın bölümünün depremden en çok etkilenen üç il olan Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman olması gereği üzerinden ise Hatay'dan en az 1 milyon kişinin il dışına çıktığını var sayabiliriz... Yardım İçin Nerelere Gittik... Dört gün süresince kaldığımız Hatay'da konuşlandığımız yer Serinyol Orman İşletme alanı ile Expo alanıydı... Taşucu'nda komşum olan emekli doktor Gürcan abla, depremden sonra yaklaşık on gün Hatay bölgesinde sağlık konusunda yardım çalışmalarına katılıp destek vermiş sonra Taşucu'na dönerek daha kapsamlı bir yardım katılımı için aracını yenileyip ikinci bir yolculuk için ön çalışma yapmaktaydı... Ben de onun çalışmalarına eşlik etmek istediğimi söyleyip birlikte yola çıkmış olduk... Bize giderken olsun dönerken olsun, orada kaldığımız süre içinde olsun, orman işletmede çalışan Gülnarlı arkadaşımız Aydın çok önemli desteklerde bulundu sağ olsun... Birbirimizle iletişim içinde yürüttüğümüz çalışmaların ilk gününde, Samandağ'a bağlı yayla kırsal yerleşimleri olan Büyükoba, Ceylandere, Seldiren, Yeniköy'e uğradık... Sonraki gün Antakya'ya bağlı ovalık kırsal yerleşimleri olan Bitiren, Tanışma, Akcurun'a giderek dağıtımlarımızı yaptık... Üçüncü gün Antakya kent içinde depremin etkilerini gözlemlemek için Aydın ile ben gezerken, Gürcan ablamız Harbiye yönünde yardım dağıtımlarını sürdürmüş oldu... Sonraki gün ise Kırıkhan kent içi ile ona bağlı tepe eteği kırsal yerleşimler olan Karaelmaslı, Taşoluk, Balarmudu, Bektaşlı'da çalışmalarımızı yürüttük... Gezdiğimiz bu yerleşimlerde yardım gereksinimi bakımından en kötü durumda olanı kuşkusuz Tanışma yerleşimiydi... Bektaşlı yerleşimi de neredeyse tümden yıkım görmüş olup konumu eteğinde komşu yerleşim olan Dedeçınar ile Saylak dolayına inerek çadır yerleşimleri oluşturmuşlardı... Antakya Kent İçinde Durum... Baştan belirterek yazdığım üzere edindiğim tanık olma gözlemime göre şunu söylemem gerekir ki bu deprem sürecinde en büyük yıkım etkisi gördüğüm kent, Hatay içindeki Antakya olarak ortaya çıkıyor... Antakya kent içinin en az yüzde seksenlik alanı ya yıkılmış yada yıkılması gerekli ağır olumsuz etki almış yapılardan oluşmakta... Deprem süreci bir ayı geçerken kent içindeki yapıların bir bölümünün yıkımının yapıldığını ancak yıkım sürecinin en az iki ay daha alabileceğini söylemeliyim... Kent içinde yaşayan kalmamış olup bazı güvenlik güçleri ile yıkım kaldırma çalışmaları yürüten çalışanlar dışında ortada kimse görünmemekte... Çok az sayıda kişi, sokak aralarında uzatma dayadıkları yüksek katlı yapılardaki evlerinden öteberisini almak üzere kentte bulunuyor... Ayakta duran ancak yıkılma sırası bekleyen yüzlerce çok katlı yapının kapıları ile pencerelerinden perdeler uçuşmakta, ara ara yıkım çalışması yapılan yapılardan kalkan tozlar sokakların arasını doldurmaktaydı... Asi Irmağı'nın içinden geçtiği kentin odak konumu eski yapıların çevresini doldurduğu köprü başı kavşak alanıdır... Sağlam durumdaki Ata Köprüsü'nü geçince varılan, ortasında Atatürk Anıtı konulu Cumhuriyet Meydanı çevresindeki başlıca yapılar olan Belediye Konağı, PTT Binası, Meclis Konağı, Kent Müzesi, Vali Konağı, Ziraat Bankası deprem yıkımından etkilenmiş durumda görünürken Turizm Danışma, Ticaret ve Sanayi Odası sağlam olarak kalabilmiş durmaktaydı... Kentin eski dokusunu en iyi biçimde yansıtan, toplam uzunluğu 1350 metre olan Kurutuluş Caddesi boyunca çok sayıda eski Antakya evinin yıkıldığını söylemeliyiz... Bu eski kent içi ana yol üzerinde yer alan Selimiye Camisi ile Habibi Neccar Camisi ne yazık ki çok önemli oranlarda yıkılmıştır... Yine Uzun Çarşı içinde çok sayıda iş yeri bölümü yıkılmış durumdadır... Antakya kent içinde uzanan sokaklardan geçerken çektiğim görüntülerin yanında, deniz düzeyinden 500 metre yükseltide olan Antakya Kalesi'nin de üzerinde yer alan tepenin vericiler bulunan doruğundan da kentin tüm kuş bakışı görüntülerini almış oldum... 70 bin dönüme yayılan kent oturum alanı içindeki Kurtuluş Caddesi, 90 ile 100 metre arası yükseltideyken kuş uçuşu 350 metre batısında kalan ırmağın kent içindeki kesiti 70 metre yükseltide akmakta... Hatay'ı Ne Bekliyor... Yeni adıyla Hatay olan il kentini oluşturan iki iç ilçe artık Antakya ile Defne olarak adlandırılmakta... Defne ise Harbiye'yi de içine alan kentin bölümünü kapsıyor... Hatay kent içinde en az üç ay sürmesi beklenen yıkıntı kaldırma çalışmalarında taşıtlara yüklenen döküntüler, Altınözü yolu üzerinde ilk kent dışı kırsal alan olan Maşuklu'da ki taş ocağı alanına dökülmekte... Yüzlerce kepçenin çalıştığı kent içinde, çöken yapıların döküntüleri taşıtlara yüklenip kent dışına çıkarıldıkça açılan alan dümdüz bir boşluğa dönüşme yolunda genişleyip ilerliyor... Yıkım kaldırma çalışmalarından sonra yeni oluşturulacak kent kesitlerinin değişik konumlara dağıtılarak yapılacağı belirtilirken kenti oluşturan eski doku bölümlerin yeniden onarılıp yaşama kazandırılması beklenmekte... Deprem süreci sonrası ilk 12 gün sağ çıkarma, sonraki günler ne yazık ki yakınlarına ulaşamayanların onlardan bir iz bulabilmek üzere yıkım kaldırma çalışmalarını izleme süreci olarak geçmişti... Ulusal yönetimin duyurusuna göre yaklaşık bir yıl içinde tüm deprem yıkımı yaşayan kişilere yeni evleri yapılarak verilecek... Şimdilik Hatay kent içinde neredeyse kimse yaşamamakta, kent içinde görünen kişiler ise yıkım kaldırma çalışmaları ile onlara eşlik eden güvenlik güçleri olup yine tüm bu çalışanlara yiyecek içecek üretimi ile sunumu yapmak üzere burada bulunan yardım kuruluşları üyelerinden oluşmakta.. Kaynaklar: http://hatay.gov.tr/sehrimiz http://hatay.gov.tr/isim-hikayesi https://nehna.org/hatay-ne-demek/ https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0smail_M%C3%BC%C5%9Ftak_Mayakon https://tr.wikipedia.org/wiki/Hatay https://tr.wikipedia.org/wiki/Antakya_(antik_kent) https://www.researchgate.net/publication/331731856_27_Haziran_1998_Ceyhan-Misis_22_Ocak_1997_Hatay_depremleri_Dogu_Anadolu_Fayi_yakin_bir_deprem_serisinin_hazirlik_evresinde_mi https://www.researchgate.net/publication/368642769_DEPREM_BOLGESININ_EKONOMIK_GOSTERGELERI_VE_ULKE_EKONOMISINE_KATKILARI https://www.researchgate.net/publication/368509951_06_SUBAT_2023_PAZARCIK_KAHRAMANMARAS_DEPREMI_Mw_77_SAHA_GOZLEM_RAPORLARI_SERISI_1-_AMANOS_SEGMENTI https://www.researchgate.net/publication/369040134_Deprem_Sonrasi_Goc_ve_Insan_Hareketlilikleri_Durum_Degerlendirme_Raporu
Ekleme Tarihi: 11 Mart 2023 - Cumartesi

Hatay - Deprem Bölgesine 3. Yolculuk

Hatay - Deprem Bölgesine 3. Yolculuk

 

Duygularım Darmadağın...

Sözü uzattığımı biliyorum, sanırım uzatmayı da seviyorum... Gerçekten bunca yazıyı neden yazıyorum ki... Orada yaşananlara tanık olduğum ölçüde, depremin dokunsal etkileri ile duygusal yanlarını doğrudan edinip okuyucuya doğru düzgün aktarmak benim için çok önemli, çok değerli... Belki de kendi yaşamımın anlamını bulmak için yaşamını yitirenlerin izlerine dokunmak üzere bu gidişlerim... Acıya tanık olmak, acıya ortak olmak... Acıya ortak olmadan onu nasıl tanımlayabilirdim ki... O tanıklık için çıktım yollara, geliyorum...

Biliyorum; orada sıcak evinin altında kalıp birden bire ölmeyi, göçük altında günlerce soğuk yiye yiye beklerken üşüyerek yaşamını yitirmeyi, kolu bacağı koparak yaralanmayı, yakınlarının sesleri gün gün kesilip işitilmez olurken günlerce bekleyip kurtarılmayı, kazma kürek artı yürek tanımadığın birilerini kurtarmayı, sağ çıkıp kurtulmayı, kurtulduğuna sevinememeyi, başka bir yerde ölüp yitmeyi, kimsenin bilmediği yerlere topluca gömülmeyi, çığlıkları, sessizlikleri, beklentisiz beklemeleri, elleri boş dönmeleri, yakını kalmayıp umudu tükenenleri, kimsesiz kalmış çocukları bebekleri, başka yere göç edip başka bir başlangıç için umuda gidenleri, birbirinden ayrı bu yüz binlerce tanıklığı anlamak, anlatmak öyle büyük bir yetersizlik ki...

Günler geçti, bir ay bitti... Ölüp yitirilenler gönüllerden uğurlanıp acı içinde yolcu edildi... Onlardan geriye ne yürüdükleri sokaklar, ne oturdukları evler, ne konuşup güldükleri odalar, ne kullandıkları eşyalar kalabildi... Tümü bir buçuk dakikada yıkılıp yok oldu, yerle bir olup toza toprağa bulandı... Ayakta kalan, duvarları çatlayıp patlamış on binlerce konut ise ıssızlaşan kentlerin içinde yıkılmak üzere sırasını beklemekte... Kentlerde yaşayan artık kimse yok... Evlerin pencerelerinden boş sokaklara perdeler uçuşuyor... Sokaklara saçılmış yüz binlerce mutlu gün anısı görüntü rengini yitirmiş, çöp içinde kalmış olarak yolarda yürüyen birileri olursa ancak onlara göz kırpıyor... Kimdi bu kişiler, şimdi yaşıyorlar mı ki? İçlerinden kaç kişi sağ, kaç kişi ölmüştür ki... Vah vah, bu nasıl bir yıkım, bu nasıl bir ıssızlık, bu nasıl bir kimsesizlik, bu nasıl bir yok oluş böyle... Birdenbire bir kent topluca yaşamın öte yüzüne göç etti sanki... Yalnızca bir buçuk dakikada... Bu denli kırılgan mıymış yaşam... Bu denli ayakta duramayacak düzeyde gevrek miymiş uygarlığın geldiği yer... Artık arama kurtarma yok, yaşayan bulmak için umut yok...

Depremin Öncesi...

Neredeyse yaz sıcaklarının bir türlü çekip gitmediği, denize bile girilebilen olağandışı kış ayları yaşanmaktayken 2022 yılından 2023 yılına girmiş olduk... Yeni yılla birlikte sıcaklar yine sürmekteydi... Ocak ayının ancak son çeyreğine gelindiğinde Doğu Anadolu'da Erzurum ile Kars kentinde beklenen kar yağışı görülecek, aylar öncesi karla kaplanması gereken kentler soğuk örtüsüne sarılıp kışına bürünecekti...

Sonunda yolu gözlenen, beklenen soğuklar gelmişti, gelmişti ancak neredeyse yağışsız ayaz bir soğuk kendini göstermişti... İlk ay böyle kuru ayaz geçilmiş, ikinci ayın soğuk süren ilk günlerinde gönüllerde yağış düşlenmekteydi... Ne mutlu ki hafta sonu bazı illere kar düştü sonunda...

Deprem Süreci...

6 Şubat, pazar gününü pazartesiye bağlayan gece gök yüzü bulutlanmış uzaklarda şimşekler çakmaktaydı... Gecenin bir yarısı geçilmiş, tan yeri ağarmadan önce derin uykular çekilmekteyken birden homurdanan yer titreyip sallanmış, karanlığı yırtıp atan ışımalar yerden göğe, gökten yerin altına doğru yükselip inmeye başlamıştı... Saat 04 geçilirken başlayan 7.5 gücünü aşan bu yer sarsıntısı, Türkiye'nin yarısını uykusundan uyandırırken, yalnızca 1 buçuk dakika içinde 11 ilde yüz binlerce evi yıkmış, on binlerce kişinin yatağında ölümüne neden olmuştu...

Gaziantep İli içinde Nurdağı ile Şehitkamil İlçeleri arasındaki kırsal alanda odak konumu saptanan bu ilk deprem, toplam uzunluğu en az 320 km olan iki ana yer kabuğunun birbirini itmesi sonucu oluşmuştu...

Elazığ ile Diyarbakır arasında doğu ucu görünen bu yer kırığı, Malatya'nın güneyinden Adıyaman'ın kuzeyinden geçip Kahramanmaraş'a, oradan Gaziantep'in batı topraklarına, oradan da Osmaniye'nin doğusundan Hatay İlinin ortasına varmaktaydı... İşte bu kırılma çizgisi üzerindeki iller ile yakın çevresindeki Adana, Kilis, Halep, İdlib, Hama illerinde büyük yıkımlar oluşmuştu... 

İlk depremin etkisini görmek için günün aydınlanması beklenirken öğlen olunca bu kez ikinci bir büyük depremin, Kahramanmaraş'ın Elbistan İlçesi güneyinde kalan Ekincik İlçesi'nde odak konumu saptanmış, gücü yine ilk depremde olduğu gibi en az 7,5 gücünde ölçülmüştü...

Depremi Nasıl Algıladık...

İlk gün yaşanan iki büyük bağımsız deprem, kuşkusuz birbirini tetikleyen bir sürecin iki ayrı yansımasıydı... Yaşanan bu depremlere tanık olana değin edindiğimiz deneyim, daha önce tek bir ilde tek bir deprem olduğunu öğrenmek üzerine kuruluyken burada sayısı onu aşkın ilde depremlerin yıkım oluşturduğunu öğrenmemiz sonucunda nereye bakacağımızı, hangi ile odaklanacağımızı şaşırmış durumdaydık...

İlk gelen görüntüler Diyarbakır derken ardından Gaziantep, Şanlıurfa, Adana, Malatya anılmaya başlandı... Duyduğumuz illerin sayısı arttıkça ağzımız açık kalmaktaydı... Oysa ki yolların çöküp ulaşım ile iletişimin kesildiği bir kaç il varmış en önemli sırada... Onların adını sonradan duymamızın nedeni ise artık ulaşılamaz durumda olmalarıymış... Kahramanmaraş'ı duymaya başladık, ardından Hatay'ı... İki gün sonra Adıyaman'ı... Gerçek gün geçtikçe ortaya çıkıyordu... Yollar onarıldıkça, arama kurtarma çalışanları kentlere ulaştıkça durumun gerçek yüzünü öğrenmeye başlıyorduk... Ortalık savaş alanı olsa böyle olamazdı sanırım... Bir yıldır Rusya ile Ukrayna arasında olan savaş, on yılı aşkındır Suriye'de süren savaşın yıkımını bir buçuk dakikada Türkiye'de on il birden yaşamıştı...

Yeri, göğü, onların arasındakileri, bilip bilemediğimiz kat kat evreni, evre evre oluşturup sürdürülen yaşamları, bu uçsuz bucaksızlık içinde bir toz değerinde küçücük olup içinde yaşadığımız bize koskoca gelen yeryüzünü var eden Yüce Yaradan'ın gücü ile boy ölçüşülebilir miydi? Evren içinde ancak bir toz olan, üzerinde yaşadığımız yeryüzünü kaplayan yer kabuklarının küçük bir kesitinin kırılması bizi nasıl dizlerimizin üzerine çökertmişti böyle...

Deprem Eşitlenmesi...

Kentlerimizin en güzel yerleri varlıklı kesimin çok katlı yapılarıyla dolup taşarken, kentlerin dışına itilmiş yoksul kesim gecekondularda yaşamaktaydı... Salgın dönemiyle iyice bozulan gelir dengesi sonucunda, kendi evi olmayanların, evi olanlara ödedikleri aylık tutarlar artık dudak uçuklatmaktaydı... Türk, Kürt derken son on yılda ülkemizde yaşama tutunma çabasında olup sürekli aşağılanan Suriyeliler de tüm toplumla birlikte bu depremde yıkım altında kalmıştı... Ülkemizi, Ortadoğu'yu kan gölüne çevirmek için kullananlar, bizi birbirimizi aşağılar duruma getirip bırakanlar, şimdi bir arada yıkıntılar altında kalışımıza tanık oluyorlardı... Bir çok yerde yaşananları anlamlandırmak için kullanılan şu söz nasıl da gerçeği yansıtıyor;

Daha düne değin evlerinin aylık ödemesini yükseltmek isteyen acımasız varlıklı kişiler ile evi tutacak olan yoksul kişiler şimdi birlikte evsiz barksız kalmış, yine birlikte yaktıkları ateşin çevresine oturmuş ısınmaya çalışıyorlardı... Hangimizin hangimizden üstünlüğü vardı ki bu bir buçuk dakika süren deprem ile böylesine eşitleniverdik, bir yıkımla eşit olduğumuzu öğreniverdik... Öğrendiysek ne büyük kazanç, ya bu yıkım yaşanmasına karşın daha öğrenmeyenler... Haydi el ele verelim birlikte kalkalım kentlerin yıkımının, toplumsal yıkımların altından...

Deprem Bölgesi...

Böylesi büyük bir yıkımın olabileceğini kim bilebilirdi ki... Tek bir il değil... Bu alan öylesine büyük ki Hollanda ile Belçika'nın ikisini bir araya getirsek onlardan çok daha büyük yer kaplıyor... Bu alan, Portekiz'den, Bulgaristan'dan da büyük... Yunanistan'ın tüm topraklarının depremde yıkım gördüğünü düşünün... Öylesine büyük bir deprem ki belki son 2000 yılda bir iki örneği ancak yaşanmıştır...Kim bilir...

Depremin ilk günü tüm ülkemiz, bu 11 ilden gelecek bilgilerle neler yaşandığını anlamaya çalışırken, ilk üç gün kamu olsun toplum olsun ne olduğunu anlamaya çalışıp ne yapılması gerektiği konusunda şaşkınlık içinde kalmıştı...

Böylesine uzunlukta bir yer kabuğu kırığının sarsınım göstermesi ile oluşan böylesine büyük depremlerin yaşanması yakın geçmişte yeryüzünde görülmemiş bir olaydı...

Son yirmi yılda Endonezya ile Japonya'da deniz taşkınlarının görüldüğü büyük depremler olmuştu ancak karada kentleri yerle bir eden böylesi bir deprem ardışığı yaşanıp deneyimlenmemişti...

Eski Depremlere Bakış...

Ülkemiz üç ana yerkabuğu kesitinin buluştuğu topraklar üzerinde yer almaktadır... Arabistan ile Anadolu-Avrasya kabuklarının kesişim çizgisi Doğu Anadolu fayı olarak adlandırılıp bu kırık Hatay'a değin inmektedir... Buraya gelindiğinde ise bir üçüncü yerkabuğu olarak Afrika kabuğunun da kesişimi Hatay dolayına sokulmuş olur... Antakya dolayında yakın yüzyıl geçmiş olarak 1822 yılında, Adana-Ceyhan-Kahramanmaraş bütününde 1855 yılında, Türkoğlu dolayında 1873, Hazar Gölü dolayında 1866, Malatya dolayında 1893 yıllarında 7 gücü ile üzerinde depremler yaşanmıştır. Çok daha eski çağlara bakacak olursak, yazılı kaynaklardan toplanan bilgilere göre Adana-Ceyhan-Kahramanmaraş bölgesinde 290, 517, 561, 1114, 1514 yıllarında oluşan depremler 200 yıl ile 500 yıl arasında süreç salınımı veren aralıklarla depremler olacağını göstermektedir... Çok daha yakın geçmişimizde ise 22 Ocak 1997'de Hatay'da, 27 Haziran 1998 günü Ceyhan'da orta güçte sarsıntı oluşturan depremler yaşanmıştır...

Deprem Öncesi Hatay...

Hatay, 5867 km2 genişlikte olup, ülkemiz topraklarına 1939 yılında katılmış, en güney ilimiz durumundadır... 2021 yılı bilgilerine göre il toprakları içinde 1.670.000 kişi yaşamaktaydı...

Hatay adını ortaya ilk kez atan Siirtli İsmail Müştak Mayakon, bu adın Çin'in kuzeyinde yaşayıp bu yöreye gelen Türk Boylarının adı olduğu savını yazmıştır... Bir başka etken görüş olarak öne sürülen sav ise Büyük Hitit ülkesine bağlı küçük bir beylik olan Hattena'nın bu yörede oluşu olarak belirtilmiştir...

Antakya, yaklaşık 2300 yıl önce Büyük İskender'in ölümünden sonra komutanları arasında bölüşülen topraklardan Büyük Suriye ülkesinin başına geçen Selefkos Nikator'un kurduğu bir kenttir... Komutan Selefkos, kurduğu bu kente babası Antiokos'un adını vermiştir...

Hatay'da Şimdi ki Durum...

Deprem yaşanan illeri gezen az sayıdaki kişi, yıkımın boyutlarını gerçek açıdan değerlendirip doğru oranda bilgi verebilir... Bu bakımdan Gaziantep, Kahramanmaraş, Hatay'a yaptığımız üç ayrı yardım yolculukları doğru karşılaştırma açısından çok önemli... Deprem illerinde ilk üç gün, ilk yedi gün, ilk on gün aşamaları algısal olarak arama kurtarma çalışmalarından giderek sönükleşen beklentiler oluştururken, sonrası artık yıkım sürecini kaldırma olarak ortaya çıkmaktaydı...

Yardım yolculukları dolayısıyla gittiğimiz alanda en büyük yıkım kuşkusuz Hatay İl kenti olan Antakya'da gerçekleşmişti... Eskiden Hatay, il adıyken ilin yönetildiği kent ise Antakya idi... Artık ilin yönetim kenti de Hatay olarak adlandırılıp büyük kent içini oluşturan ilçeler ise bu kez Antakya ile Defne olarak adlandırılmakta... Gittik gördük, dört gün Hatay içinde yardım konusunda değişik yerlerde çalışmalar yürüttük... Antakya kent olarak bu depremde tümüyle yaşanmaz duruma gelen tek kent...

Kentte çöküp yerle bir olan çok katlı yüzlerce konutun dışında, ayakta kalan diğer yüzlerce konut ise etkili bir artçı ile kendi kendine yıkılmak üzere sonunu beklemekte... İlk depremin üzerinden 1 ay geçti... Antakya kent içinde depremlerle çöküp yere inmemiş neredeyse diğer tüm yapılar, bundan sonra iş gereçleriyle yıkılmak üzere sırasını bekliyor... Kentin içinde yaşayan Antakyalı neredeyse artık kalmamış durumda, yalnızca binecek aracı yada gidecek yakını olmayan çok yoksul kesim, kentin dışında bir kaç yere serpilip oluşturulan çadır kurulum alanlarında barındırılmakta... Kent, tek sözcükle terk edilmiş durumda...

Kente yakın konumda olan Samandağ, Kırıkhan ilçeleri ile kıyıdaki İskenderun gidip gördüğümüz, yardım çalışmalarına katıldığımız yerler olup buralarda da etkili bir yıkım kendini göstermekteydi...

Deprem sonrası ilk bir ay süreci geçilirken olumsuz etkilenen 10 ilden oluşan bölgeden dış illere en az 3 milyon kişinin göç ettiği bilgisi verilmiştir... Bu sayının tümüne yakın bölümünün depremden en çok etkilenen üç il olan Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman olması gereği üzerinden ise Hatay'dan en az 1 milyon kişinin il dışına çıktığını var sayabiliriz...

Yardım İçin Nerelere Gittik...

Dört gün süresince kaldığımız Hatay'da konuşlandığımız yer Serinyol Orman İşletme alanı ile Expo alanıydı... Taşucu'nda komşum olan emekli doktor Gürcan abla, depremden sonra yaklaşık on gün Hatay bölgesinde sağlık konusunda yardım çalışmalarına katılıp destek vermiş sonra Taşucu'na dönerek daha kapsamlı bir yardım katılımı için aracını yenileyip ikinci bir yolculuk için ön çalışma yapmaktaydı... Ben de onun çalışmalarına eşlik etmek istediğimi söyleyip birlikte yola çıkmış olduk... Bize giderken olsun dönerken olsun, orada kaldığımız süre içinde olsun, orman işletmede çalışan Gülnarlı arkadaşımız Aydın çok önemli desteklerde bulundu sağ olsun...

Birbirimizle iletişim içinde yürüttüğümüz çalışmaların ilk gününde, Samandağ'a bağlı yayla kırsal yerleşimleri olan Büyükoba, Ceylandere, Seldiren, Yeniköy'e uğradık... Sonraki gün Antakya'ya bağlı ovalık kırsal yerleşimleri olan Bitiren, Tanışma, Akcurun'a giderek dağıtımlarımızı yaptık... Üçüncü gün Antakya kent içinde depremin etkilerini gözlemlemek için Aydın ile ben gezerken, Gürcan ablamız Harbiye yönünde yardım dağıtımlarını sürdürmüş oldu... Sonraki gün ise Kırıkhan kent içi ile ona bağlı tepe eteği kırsal yerleşimler olan Karaelmaslı, Taşoluk, Balarmudu, Bektaşlı'da çalışmalarımızı yürüttük...

Gezdiğimiz bu yerleşimlerde yardım gereksinimi bakımından en kötü durumda olanı kuşkusuz Tanışma yerleşimiydi... Bektaşlı yerleşimi de neredeyse tümden yıkım görmüş olup konumu eteğinde komşu yerleşim olan Dedeçınar ile Saylak dolayına inerek çadır yerleşimleri oluşturmuşlardı...

Antakya Kent İçinde Durum...

Baştan belirterek yazdığım üzere edindiğim tanık olma gözlemime göre şunu söylemem gerekir ki bu deprem sürecinde en büyük yıkım etkisi gördüğüm kent, Hatay içindeki Antakya olarak ortaya çıkıyor... Antakya kent içinin en az yüzde seksenlik alanı ya yıkılmış yada yıkılması gerekli ağır olumsuz etki almış yapılardan oluşmakta... Deprem süreci bir ayı geçerken kent içindeki yapıların bir bölümünün yıkımının yapıldığını ancak yıkım sürecinin en az iki ay daha alabileceğini söylemeliyim... Kent içinde yaşayan kalmamış olup bazı güvenlik güçleri ile yıkım kaldırma çalışmaları yürüten çalışanlar dışında ortada kimse görünmemekte... Çok az sayıda kişi, sokak aralarında uzatma dayadıkları yüksek katlı yapılardaki evlerinden öteberisini almak üzere kentte bulunuyor... Ayakta duran ancak yıkılma sırası bekleyen yüzlerce çok katlı yapının kapıları ile pencerelerinden perdeler uçuşmakta, ara ara yıkım çalışması yapılan yapılardan kalkan tozlar sokakların arasını doldurmaktaydı...

Asi Irmağı'nın içinden geçtiği kentin odak konumu eski yapıların çevresini doldurduğu köprü başı kavşak alanıdır... Sağlam durumdaki Ata Köprüsü'nü geçince varılan, ortasında Atatürk Anıtı konulu Cumhuriyet Meydanı çevresindeki başlıca yapılar olan Belediye Konağı, PTT Binası, Meclis Konağı, Kent Müzesi, Vali Konağı, Ziraat Bankası deprem yıkımından etkilenmiş durumda görünürken Turizm Danışma, Ticaret ve Sanayi Odası sağlam olarak kalabilmiş durmaktaydı...

Kentin eski dokusunu en iyi biçimde yansıtan, toplam uzunluğu 1350 metre olan Kurutuluş Caddesi boyunca çok sayıda eski Antakya evinin yıkıldığını söylemeliyiz... Bu eski kent içi ana yol üzerinde yer alan Selimiye Camisi ile Habibi Neccar Camisi ne yazık ki çok önemli oranlarda yıkılmıştır... Yine Uzun Çarşı içinde çok sayıda iş yeri bölümü yıkılmış durumdadır...

Antakya kent içinde uzanan sokaklardan geçerken çektiğim görüntülerin yanında, deniz düzeyinden 500 metre yükseltide olan Antakya Kalesi'nin de üzerinde yer alan tepenin vericiler bulunan doruğundan da kentin tüm kuş bakışı görüntülerini almış oldum... 70 bin dönüme yayılan kent oturum alanı içindeki Kurtuluş Caddesi, 90 ile 100 metre arası yükseltideyken kuş uçuşu 350 metre batısında kalan ırmağın kent içindeki kesiti 70 metre yükseltide akmakta...

Hatay'ı Ne Bekliyor...

Yeni adıyla Hatay olan il kentini oluşturan iki iç ilçe artık Antakya ile Defne olarak adlandırılmakta... Defne ise Harbiye'yi de içine alan kentin bölümünü kapsıyor... Hatay kent içinde en az üç ay sürmesi beklenen yıkıntı kaldırma çalışmalarında taşıtlara yüklenen döküntüler, Altınözü yolu üzerinde ilk kent dışı kırsal alan olan Maşuklu'da ki taş ocağı alanına dökülmekte... Yüzlerce kepçenin çalıştığı kent içinde, çöken yapıların döküntüleri taşıtlara yüklenip kent dışına çıkarıldıkça açılan alan dümdüz bir boşluğa dönüşme yolunda genişleyip ilerliyor...

Yıkım kaldırma çalışmalarından sonra yeni oluşturulacak kent kesitlerinin değişik konumlara dağıtılarak yapılacağı belirtilirken kenti oluşturan eski doku bölümlerin yeniden onarılıp yaşama kazandırılması beklenmekte...

Deprem süreci sonrası ilk 12 gün sağ çıkarma, sonraki günler ne yazık ki yakınlarına ulaşamayanların onlardan bir iz bulabilmek üzere yıkım kaldırma çalışmalarını izleme süreci olarak geçmişti... Ulusal yönetimin duyurusuna göre yaklaşık bir yıl içinde tüm deprem yıkımı yaşayan kişilere yeni evleri yapılarak verilecek...

Şimdilik Hatay kent içinde neredeyse kimse yaşamamakta, kent içinde görünen kişiler ise yıkım kaldırma çalışmaları ile onlara eşlik eden güvenlik güçleri olup yine tüm bu çalışanlara yiyecek içecek üretimi ile sunumu yapmak üzere burada bulunan yardım kuruluşları üyelerinden oluşmakta..

Kaynaklar:

http://hatay.gov.tr/sehrimiz

http://hatay.gov.tr/isim-hikayesi

https://nehna.org/hatay-ne-demek/

https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0smail_M%C3%BC%C5%9Ftak_Mayakon

https://tr.wikipedia.org/wiki/Hatay

https://tr.wikipedia.org/wiki/Antakya_(antik_kent)

https://www.researchgate.net/publication/331731856_27_Haziran_1998_Ceyhan-Misis_22_Ocak_1997_Hatay_depremleri_Dogu_Anadolu_Fayi_yakin_bir_deprem_serisinin_hazirlik_evresinde_mi

https://www.researchgate.net/publication/368642769_DEPREM_BOLGESININ_EKONOMIK_GOSTERGELERI_VE_ULKE_EKONOMISINE_KATKILARI

https://www.researchgate.net/publication/368509951_06_SUBAT_2023_PAZARCIK_KAHRAMANMARAS_DEPREMI_Mw_77_SAHA_GOZLEM_RAPORLARI_SERISI_1-_AMANOS_SEGMENTI

https://www.researchgate.net/publication/369040134_Deprem_Sonrasi_Goc_ve_Insan_Hareketlilikleri_Durum_Degerlendirme_Raporu

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
TUĞRUL YARICI
(12.03.2023 08:48 - #425)
Yerinde gerçek haber. Masa başında değil. Teşekkürler Kurtuba
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Emin Güleç.
(12.03.2023 20:10 - #426)
Deprem Bölgesinin; Sorumsuz yönetici ve işgüzarlarınca yaşatılan acılarını, Enkaz altında kalıp Yaşamak, Yaşamını sonlandırmak, daha başka acılara Tanıklık etmek, Bunları psikolojik ruh halinden hassasiyetle, anlaşılır bir betimlemelerle dile getirmek hangisi daha kolay yada zor? Acılar, Paylaşıldıkça Azalırmış, Kolay gelsin Aytaç Bey!
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Şerif işlek
(03.04.2023 14:01 - #492)
Sevgili kardeşim Hatay depremini yaşayan ben senin bu yazdıkların hepsi doğru ve ben yaşadım ailemle birlikte 4 saat enkaz altında kaldık Kendi imkanlarımızla kurtulduk ama herkes Bizim kadar şanslı değildi Allah yardımcımız olsun
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve silifkesesimiz.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.

deneme bonusu deneme bonusu https://playdotjs.com/ deneme bonusu veren bahis siteleri deneme bonusu veren siteler youtube mp3